Bizi Takip Edin

Fizik

Küçük Kristaller Dünyanın İlk Kıtalarının Düz ve Sıkıcı Olduğunu Gösteriyor

Dünyamız şekillenmeye başladıktan yüzlerce milyon yıl sonra bile bir su dünyasıydı. Hatta bugün dahi dünyamızın dörtte üçü sularla kaplı ve bu koşullarda dünyamızın ilk çağlarda yeryüzü şekillerinin nasıl olduğunu sorgulamak elbette kaçınılmaz oluyor.

 

/

Küçük Kristaller Dünyanın İlk Kıtalarının Düz ve Sıkıcı Olduğunu Gösteriyor

Dünyamız şekillenmeye başladıktan yüzlerce milyon yıl sonra bile bir su dünyasıydı. Hatta bugün dahi dünyamızın dörtte üçü sularla kaplı ve bu koşullarda dünyamızın ilk çağlarda yeryüzü şekillerinin nasıl olduğunu sorgulamak elbette kaçınılmaz oluyor.

Bu merak ve araştırma girişimi yeryüzünün en eski kalıntılarına ulaşmamıza olanak tanırken aynı zamanda bu en eski kalıntılar dünyamızın ilk zamanlardaki halini sorgulamamıza neden oluyor.

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden Dr. Antony Burnham “Dünyamızın tarihi ilk çağlardaki bilgileri içeren kısımlardan olan ilk bölümü kopartılmış ve hiçbir yaşayan kaya buluntusuna rastlanılmamış bir kitap gibidir.” diyor.

Günümüze ulaşmış en eski kalıntıların, Batı Avustralya’nın Jack Hills isimli tepelerinde zirkon olarak adlandırılan 4.4 milyar yıllık mineral taneleri olduğu belirtiliyor. Bu tepelerin daha eski kayaların silinirken zirkonların gömüldüğü kumtaşı kayaları olduğu söyleniyor.

Doktor Burnham bu zirkonları daha iyi koşullarda oluştuğu bilinen doğu Avustralya’daki genç eşdeğerleriyle kıyaslayarak, kökenlerini belirlemek için inceledi. Burnham, Jack Hills zirkonlarının fosfor açısından çok düşük olduğunu keşfetti.

Küçük Kristaller Dünyanın İlk Kıtalarının Düz ve Sıkıcı Olduğunu Gösteriyor

Bu kumtaşı kayaları, dünyanın ilk zamanlarından kalan zirkonları içeriyor. ANU

Doğu Avustralya zirkonları arasında, magmatik kayaçlardan (lav veya magmadan katılaşmış) gelenler, fosfor bakımından benzer şekilde düşük iken, tortul kayaçların yeniden eritilmesiyle oluşan kristaller (su ile taşınan tortudan oluşanlar) çok daha yüksek konsantrasyonlara sahip.

Burnham, Nature Geoscience isimli dergide “Bazı ağır metallerin konsantrasyonları, bu zirkonların volkanik kaynaklarını daha da zorladı.

“Zirkon bileşimi ile magma türü arasındaki bağlantıyı deşifre etmek için güneydoğu Avustralya granitlerini kullandık ve kaybolan kayaların ne olduğu hakkında bir resim hazırladık.” diyor.

Dr. Burnham, zirkonun çökellerden ziyade eski magmatik kayaçları eriterek oluştuğunu ve bölgedeki bilim adamlarının, Erken Dünya hakkında daha iyi bir anlayış kazanmaları için birbirlerinin çalışmalarını geliştirdiklerini söylüyor.

“Jack Hills’teki zirkon numuneleri birkaç yılda birçok kişi tarafından toplandı, 20 yıl önce bir ANU araştırma grubu tarafından yapılan kimyasal analizler çok değerli oldu.”

Fizik

Kuantum Parçacıkları Antibiyotikleri Güçlendirmek İçin Kullanılabilir

 

/

Kuantum Parçacıkları Antibiyotikleri Güçlendirmek İçin Kullanılabilir

Antibiyotiklerin bazı virüslere karşı etkisiz kalması sonrası bilim insanları tarafından çareler aranıyor. Yapılan yeni bir araştırma belirli dalga boylarındaki ışıklarla kontrol edilen kuantum parçacıklarının E. Coli ve Salmonella gibi süper enfeksiyonlarda antibiyotikleri güçlendirebileceğini ortaya koydu.

Virüsler her geçen gün evrimleşerek daha önce kendisine karşı başarı göstermiş antibiyotikleri etkisiz hale getirmektedir. Colorado Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre kuantum parçacıklar olarak adlandırılan ışıkla aktif hale getirilmiş nanopartiküller antibiyotiklerin bu süper enfeksiyonlara karşı gücünü arttırabilir.

Kullanılan bazı patojenler yeni antibiyotik geliştirmek yerine daha hızlı bir şekilde enfeksiyonlara karşı çözüm olabilir. 2013’te süper katrüf enfeksiyonlarının tedavisi için sadece Amerika’nın ödediği bedel 20 milyar dolar düzeyinde ve bu tedaviler için 35 milyar dolar da israf edildi.

Colorada Üniversitesi bilim insanları seçtikleri bazı antibiyotikleri nano mühendislik uygulayarak, yeniden tasarladı. Bu çalışmada antibiyotiklerin ışık dalga boyu kullanılmak suretiyle bazı özellikleri etkin hale getirilirken bazı özellikleri pasif hale getirildi. Bu şekilde çeşitli enfeksiyonlara karşı antibiyotikler daha hızlı sonuçlar elde ettiler.

Devamını Oku

Fizik

2017 Nobel Fizik Ödülü Sahibini Buldu: Yer Çekimi Dalgalarının Keşfi Nobel Aldı

 

/

2017 Nobel Fizik Ödülü Sahibini Buldu: Yer Çekimi Dalgalarının Keşfi Nobel Aldı

Geçtiğimiz yıl keşfedilen ve Einstein’ın 100 yıl önce ortaya koyduğu ancak kanıtlayamadığı genel görelilik teorisinin ispatı niteliğinde olan yer çekimi dalgalarının keşfi 2017 Nobel Fizik Ödülü kazandı.

Yer çekimi dalgalarının keşfinde önemli rol oynayan 3 bilim insanı Nobel’in sahibi oldu. 3 bilim adamı tarafından üretilen LIGO (Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory) sistemini kullanarak Gravitasyonel dalgalar tespit edilebildi.

Nobel Fizik Ödülü

LIGO sisteminin yaratıcıları olan Rainer Weiss Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) profesörü, Barry Barish ile Kip Thorne ise Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde görev yapıyor. Bu üç fizikçinin kazandığı 2017 Nobel Fizik Ödülü için İsveç Nobel Akademisinden dünyayı sarsacak keşif açıklaması geldi.

LIGO’nun tespit ettiği yer çekimi dalgaları 1.3 milyar yıl önce çarpışan iki kara deliğin enerjilerinin dünyamıza ulaşması sonucu ortaya çıktı. Yer çekimi dalgaları dünyaya ulaştıklarında zayıfladıkları için LIGO’dan önceki sistemler tarafından tespit edilemiyorlardı. Yer çekimi dalgalarının tespiti evrene yeni ve farklı bir gözle bakabilmeyi sağlıyor. Bilim insanları tarafından LIGO sistemi kullanarak yer çekimi dalgalarının dördüncüsü kısa bir süre önce tespit edildi.

Devamını Oku

Fizik

Einstein’ın İzafiyet Teorisi İlk Defa Somut Olarak İzlendi

 

/

Einstein’ın İzafiyet Teorisi İlk Defa Somut Olarak İzlendi

Teorik olarak nitelendirilen ve kanıt eksikliği duyulan “Görecelilik Kuramı” ilk defa astronomların topladığı verilere uygulanmış olan analitik tekniklerle doğrulandı.

Bilim insanları tarafından ESO’ya (Avrupa Güney Gözlemevi) ait olan çok büyük bir teleskopla geçtiğimiz 20 yıl boyunca topladıkları veriler üzerinde analitik teknikler uyguladı. Samanyolu’nun kalbinde yer alan süper yoğunluklu kara deliklerin çevresinde dönen yıldızların analiz edilmesi Einstein tarafından ortaya konan genel izafiyet teorisinin ince etkileri destekleyecek bir biçimde ortaya çıktı. Bu yeni bulgular klasik fiziğin ön gördüğü yöntemlerden ayrılıyor.

Dünya’ya en yakın olan süper yoğunluğa sahip kara delik, Samanyolu’nun merkezinde, 26 bin ışık yılı uzakta bulunan Güneş’ten 4 milyon kat daha yoğun. Bu dev kara delik, güçlü bir çekim alanıyla dönen yıldız kümeleriyle çevrili. Bu yönüyle de Einstein2ın genel izafiyet kuramı olan çekim fiziğini ispat eden yegane zemin olma özelliğini taşıyor. Bu sebeple astronomlar yakın bir zamanda yıldızlardan topladıkları verileri yeni bir teknikle inceledi. Bilim insanları yıldızlara hem klasik Newton çekimi yöntemi hem de genel izafiyet teorisini göz önünde bulundurarak yörüngelerde karşılaştırma yaptı.

Ekip tarafından S2 ismi verilen bir yıldızın hareketlerindeki cüzi değişimleri gösteren ip uçları ortaya çıkarıldı. Bu değişim yörünge oryantasyonunda bir derecenin altıda biri oranda ve yörünge şeklinde bir iki yüzdelik oranlarda oldu. Bu küçük bir değişiklik olsa da bu değişimler izafiyet teorisi etkilerinin ön görüleriyle uyum içerisindeler. Bu durumda genel rölativite etki gücünün, süper yoğun bir kara deliğin etrafında dönen yıldızların çapını ölçen ilk hesaplama tekniği olarak öne çıkıyor. 

Devamını Oku
Advertisement

Bunları Kaçırmayın