Bildirim Kayıtları

Onur Takva
Yazar - 2026-03-01 09:30:43
⏰Okuma Süresi: 5 DK
Erken Dil Becerileri ile Kekemelik Başlangıcı ve Kalıcılığı Arasındaki İlişki

Kekemelik, çocukluk döneminde sık görülen bir akıcılık bozukluğudur ve çoğunlukla okul öncesi yıllarda ortaya çıkmaktadır. Çocukların yaklaşık %70–80’i zamanla kendiliğinden iyileşirken, %20–30’unda kekemelik kalıcı hale gelerek okul çağı ve sonrasına devam etmektedir. Kekemeliğin başlangıcına ve devamına etki eden faktörlerin belirlenmesi, erken müdahale ve etkili klinik yönetim açısından büyük önem taşımaktadır. Araştırmalar, kekemelik tedavisine başlangıçtan sonraki ilk 15 ay içinde başlanmasının tam iyileşme olasılığını artırdığını göstermektedir.

Gelişimsel kekemelik en sık 30–48 ay arasında, çocukların daha uzun ve karmaşık cümleler kurmaya başladıkları dinamik dil gelişimi döneminde ortaya çıkmaktadır. Bu dönem; sesbilgisel, sözcüksel, morfolojik, sözdizimsel ve edimbilimsel alanlarda hızlı ilerlemelerin görüldüğü bir süreçtir. Kekemeliğin daha uzun ve karmaşık ifadelerle ilişkili olduğu bilinmektedir. Ancak dil becerilerinin kekemeliğin nedeni mi yoksa yalnızca eşlik eden bir özellik mi olduğu konusu halen tartışmalıdır. Bazı kuramlar kekemeliği artan dilsel talepler karşısında yetersiz kalan konuşma motor koordinasyonu ile açıklarken, bazı yaklaşımlar dil ve akıcılık arasındaki etkileşime daha fazla vurgu yapmaktadır.

Literatürde erken dil becerileri ile kekemelik başlangıcı arasındaki ilişkiye dair bulgular çelişkilidir. Bazı çalışmalar düşük erken dil becerilerinin risk oluşturabileceğini bildirirken, bazıları ortalama ya da ileri düzey dil gelişimine sahip çocuklarda da kekemelik başlangıcının görülebildiğini göstermektedir. Benzer şekilde, erken dil becerilerinin kekemeliğin kalıcılığını öngörüp öngörmediği konusunda da net bir görüş birliği bulunmamaktadır.

Bu bağlamda, geniş örneklemli ve uzunlamasına tasarıma sahip çalışmaların, erken dil gelişimi ile kekemelik arasındaki ilişkinin daha net anlaşılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, erken çocukluk dönemindeki dil becerilerinin kekemelik başlangıcı ile ilişkili olup olmadığını incelemektir. İkinci amaç ise erken dil becerilerinin düzeyinin, kekemeliğin kalıcı mı yoksa geçici mi olacağını öngörmede belirleyici bir faktör olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma, nedensellik iddiasında bulunmaktan ziyade, erken dil gelişimi ile kekemelik arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir.

Yöntem

Çalışma, Hollanda’da yürütülen ve fetal dönemden itibaren çocukları izleyen, çok etnikli ve popülasyon temelli uzunlamasına bir kohort olan Generation R çalışması kapsamında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya Nisan 2002 ile Ocak 2006 arasında doğan çocuklar dahil edilmiştir. Erken çocukluk döneminde, çocukların 18, 24, 30, 36 ve 48 aylık oldukları dönemlerde dil becerilerine ilişkin ebeveyn raporları toplanmıştır. Çocuklar 9 yaşına ulaştıklarında annelere işitme, dil ve kekemelik hakkında bir anket gönderilmiştir. Toplam 4141 çocuk (%60) için anket geri dönmüştür.

Aşağıdaki çocuklar çalışmadan çıkarılmıştır:

• Kekemelik sorularını yanıtlamayanlar (n = 312),

• Ebeveyn tarafından bildirilen tanımlanmış/tanımlanmamış dil bozukluğu olanlar (n = 398),

• Beş değerlendirme zaman noktasının tamamında dil verisi eksik olanlar (n = 489).

Sonuç olarak 2942 çocuk için geçerli veri elde edilmiştir. Bu çocukların 2819’u (%96) kekemelik öyküsü olmayan akıcı konuşan grupta, 123’ü (%4) ise kekemelik öyküsü olan grupta yer almıştır. Kekemelik öyküsü olan 123 çocuğun 22’sinde (%18) kekemelik 9 yaşında da devam etmekte, 101’inde (%82) ise iyileşme gözlenmiştir.

Ölçüm Araçları

Kekemelik değerlendirmesi, 9 yaşta ebeveynlere yöneltilen dört sorudan oluşan bir konuşma ve dil gelişimi anketi ile yapılmıştır. Çocuğun şu anda veya geçmişte kekemelik yaşayıp yaşamadığı ve terapi alıp almadığı sorgulanmıştır. Sorulardan herhangi birine “evet” yanıtı verilmesi kekemelik öyküsü olarak kabul edilmiştir.

Dil becerileri ebeveyn raporlarına dayalı geçerli ve güvenilir ölçeklerle değerlendirilmiştir:

• 18 ayda alıcı ve ifade edici kelime dağarcığı MacArthur İletişim Gelişimi Envanteri-Hollanda (MCDI-N) ile,

• 24, 36 ve 48 aylarda birleşik alıcı ve ifade edici dil becerileri Çocuk Gelişim Envanteri (CDI) ile,

• 30 ayda ifade edici kelime dağarcığı Dil Gelişim Anketi (LDS) ile ölçülmüştür.

Tüm dil puanları karşılaştırılabilirliği sağlamak amacıyla z-standardize edilmiştir. Analizlerde lojistik regresyon modelleri kullanılmış ve yaş, cinsiyet ve anne eğitim düzeyi gibi değişkenler için düzeltme yapılmıştır.

Bulgular

Çalışmada erkek çocukların kekemelik öyküsüne sahip olma oranının kız çocuklara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Diğer demografik değişkenler açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır.

Çok değişkenli analiz sonuçlarına göre, 24. ayda daha yüksek alıcı ve ifade edici dil becerileri, kekemelik riskinde anlamlı bir azalma ile ilişkilidir (OR = 0.78; %95 GA [0.65–0.93]; p < 0.01). Başka bir deyişle, 24. ayda dil becerilerindeki her bir standart sapmalık artış, kekemelik öyküsü riskini azaltmaktadır. Bu bulgu, 24. ayda düşük dil becerilerinin kekemelik başlangıcı için bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir.

18, 30, 36 ve 48 aylarda ölçülen dil becerileri ile kekemelik başlangıcı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

Kekemeliğin kalıcılığı açısından incelendiğinde, 30. ayda ifade edici dil becerileri ile kalıcılık arasında tek değişkenli analizde anlamlı bir ilişki görülmüş; ancak bu ilişki çok değişkenli analizde anlamlılığını kaybetmiştir. Genel olarak erken dil becerilerinin kekemeliğin kalıcı olup olmayacağını öngörmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Tartışma

24.ay, çocukların iki sözcüklü ifadelerden daha karmaşık cümlelere geçiş yaptığı kritik bir gelişim dönemidir. Bu dönemde artan dilsel talepler ile henüz olgunlaşmamış konuşma motor kontrolü arasındaki dengesizlik, bazı çocuklarda akıcısızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Multifaktöriyel yaklaşımlar, dilsel talepler ile konuşma motor kapasitesi arasındaki bu dengesizliğin kekemeliğin ortaya çıkışında rol oynayabileceğini ileri sürmektedir.

Bununla birlikte bazı çocuklarda hızlı dil gelişimi de konuşma motor sisteminin mevcut kapasitesini aşarak geçici akıcısızlıklara yol açabilir. Bu durum, dilsel karmaşıklık ile akıcısızlık arasındaki ilişkinin doğrusal ve tek yönlü olmadığını göstermektedir.

Çalışmanın güçlü yönleri arasında geniş örneklem büyüklüğü, uzunlamasına tasarım ve kekemelik başlangıcından önce toplanmış dil verilerinin bulunması yer almaktadır. Sınırlılıklar ise dil ve kekemelik verilerinin tamamen ebeveyn raporlarına dayanması ve dil becerilerinin ayrıntılı dil işleme düzeyinde ölçülmemiş olmasıdır.

Sonuç

Bu çalışma, erken çocukluk döneminde özellikle 24. ayda düşük alıcı ve ifade edici dil becerilerinin kekemelik başlangıcı riskini artırabileceğini ortaya koymuştur. Ancak erken dil becerilerinin kekemeliğin kalıcılığı ile ilişkili olmadığı bulunmuştur.

Bu bulgular, okul öncesi dönemde kekemelik şüphesiyle başvuran çocuklarda dil becerilerinin sistematik olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Düşük dil becerilerine sahip çocuklarda erken tarama ve gerekli durumlarda müdahale, doğal iyileşme sürecini desteklemek ve eşlik eden dil bozukluklarını belirlemek açısından kritik rol oynayabilir.

Gelecekte yapılacak çalışmalarda dil, konuşma motor becerileri ve bilişsel gelişimin aynı zaman dilimlerinde ve nesnel ölçümlerle değerlendirildiği prospektif tasarımlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu tür çalışmalar, kekemeliğin başlangıcı ve seyri hakkında daha kapsamlı bir anlayış geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.

KAYNAKÇA

Muñoz-Lorenzo, L., Tiemeier, H., Franken, M.-C. J. P., Jaddoe, V. W. V., Verhulst, F. C., & White, T. (2025). Early language skills and the onset and persistence of childhood stuttering: A population-based longitudinal study. Journal of Fluency Disorders, 83, 106168. https://doi.org/10.1016/j.jfludis.2025.106168

Erken Dil Becerileri ile Kekemelik Başlangıcı ve Kalıcılığı Arasındaki İlişki


Kekemelik, çocukluk döneminde sık görülen bir akıcılık bozukluğudur ve çoğunlukla okul öncesi yıllarda ortaya çıkmaktadır. Çocukların yaklaşık %70–80’i zamanla kendiliğinden iyileşirken, %20–30’unda kekemelik kalıcı...


Devamını Oku

Çocukluk Çağı Konuşma Apraksisi: Anket Çalışması


Bu yazıda, Çocukluk Çağı Konuşma Apraksisinin (ÇÇKA) tanılanmasında öne çıkan konuşma özellikleri ve bu bozukluğa eşlik eden sorunlar ele alınmaktadır. Dil ve konuşma terapistlerinin klinik gözlemlerine dayanan...


Devamını Oku

İnme Sonrası Afazi Terapisi: Yoğun Dil ve Konuşma Terapisi Ne Kadar İşe Yarıyor?


Bu araştırma, büyük bir grup inme geçirmiş ve afazi sorunu yaşayan kişilere uygulanan yoğun dil ve konuşma terapisinin (DKT) sonuçlarını inceliyor. Çalışmanın birincil amacı, bu tedavinin hastaların hayatında...


Devamını Oku

Yeni Yönetmelikler: Mariana Çukuru


Ülkemizde bakanlıklar tarafından yeni yönetmelikler hazırlanmakta ve bu yönetmelikler sıkça farklılaşmaktadır. Sistemsel alt yapı zayıflığı ve teknolojik amatörlükler sorunlar doğurmaktadır. 2-3 ayda bir değişen...


Devamını Oku

Yarık Damaklı Çocuklarda Dilsel - Fonolojik Müdahalenin Kullanımı Ne Kadar Kabul Edilebilir? Konuşma Terapistleri ile Nitel Bir Çalışma


Bu yazı, yarık damak ve dudak (YD±D) olan çocuklarda kullanılan dilbilimsel-fonolojik müdahalelerin konuşma terapistleri tarafından ne kadar kabul edildiğini inceleyen önemli bir çalışmayı özetlemektedir....


Devamını Oku

PİTT HOPKİNS SENDROMU


PİTT-HOPKİNS SENDROMU VE TEDAVİ SÜRECİNDE DİL VE KONUŞMA TERAPİSTLERİNİN ROLÜMerhabalar. Bu yazımda bir sendromla karşınızdayım. Öğrenciyken stajlarımızda, terapist olduğumuzda seanslarımızda birçok sendromik vaka...


Devamını Oku